2

 

apı önünde, "Nereye gitsek?" tartışması oldu. Google çağıralım, dediler. Çağırdık. "Bira da olsun, bahçesi olsun..." filan, tarif ettik. "Atlayın," dedi.

Hazır arama motorundayken, "Bana Ortega resmi lâzım," dedim. "Tamam, yarın bırakırım, adresi verin," dedi. (Sahiden de, ertesi sabah daha yeni kalkmıştım ki, Google bir sürü Ortega resmi getirip kapıya bıraktı. "İsterseniz çerçeveleri de kaldırayım," dedi, ama artık o kadarını kendim yaparım dedim.)

Seçeneği bol bir yer olsun diye hep beraber Chat'a girdik, bir köşeye yerleştik. Firewall'dan geçerken baktım, her gün tenhalaşıyordu burası. Biz üst kattaki Wallpaper'a girdik. Daha az gürültülüdür.

Fakat tam oturmuştuk ki, kızlardan biri, "Ya, burada takılı bir ortam yok! Başka yere mi gitsek?" dedi. Birer bira içip kalktık.

Yorgunluğu ve moral bozukluğunu üstümden atmak üzereydim. Aygıtlar ve oylumlardan uzak, geyik yapıp eğleniyorduk. Güzeldi böyle üçüncü parti izlenceler. Gülüşerek, Portal'a daldık. Yine aynı kız, "E, bu da çıkarılabilir bir ortam, canım..." diye söylenmeye yeltendi ki, kapayıverdiler penceresini, bir tek başlık çubuğu kaldı.

Biz ayarlar penceresinin dibine oturmuştuk. Arkadaşım, "Baskı gözlem için de çok güzeldir burası," dedi. Hakikaten öyleydi. O sırada gördüm elindekini. "Bakayım," dedim. Gösterdi. "Bak, bağlamsal menü genişletmesi de yapıyor böyle," dedi. Simge olarak mı, düğme olarak mı, onu sordum. "Yok canım," dedi, "kafadan, liste olarak." Pahalı da değilmiş. Ben de edinmeye niyetlendim.

Sonra epeyce bir süre oyun oynadık. Yineleyen gömücü. Belirli bir belgiyi göm... gömülü belgiyi çıkar... zaman akıp geçti. Onlar daha alışık, ben baştan beceremiyordum. Sonra yine aramıza katılan huysuz kız iyi huylar edinmişti; bana yol gösterdi: "Daha iyi başarım için oynatıcı tercihlerini baştan yapacaksın," dedi. "Sonra seçili belgilere göre prova yapacaksın. En son da, izleri etkinleştirince hemen bulursun." Genel gri belgisine göre dil seçeneklerini ayarlamayı da öğretti bana.

İyi kızdı aslında; düşük güç kipi etkisizleştirildiğinde gayet munis bir insan oluyordu.

Geç bir saatte dağıldık. Ertesi akşam için Net'te buluşmak üzere sözleştik.

Azıcık yürüyeceğim, deyip uzaklaştım. Bütün gün, işlemciden anakarta, PCI kapısından SCSI kartına haldır huldur koşturuyordum. Asansör de yoktu. Şimdi şöyle telâş etmeden, rahat rahat yürümek iyi gelecekti. Winamp'ıma da çektim bir playlist... oh!

Tabiî eve kadar yürüyemezdim. Bakındım. Veri yolunda aygıt bulunamıyordu. Taksiden başka seçenek kalmamıştı, fakat, işin kötüsü, taksi de tek tük geçiyordu, çoğu doluydu. Yaya geçidi kıyısında beklerken arabalara standby ışığı yandı, önümde duran bir taksiciye, "Nerede yahu sizinkiler?" diye sordum. "Abi, sürücü güncelleştirme için kuyruktalar," dedi. Adamlara yılda bir-iki defa bu eziyeti çektiriyorlardı. Veriyollarında en küçük değişiklik yapılmasın; hemen, haydi bakalım, sürücü güncelleştirmeye!..

Bizim anayola çıkarken, o saatte, trafik tıkandı. Baktık, yola giriş yok. Geçersiz bir işlem yürüttüğü için kapatılmış meğer. Taksici, kestirmelerden götürdü beni. En büyük boş blokun önünde indim. Koskoca yerin firewire çıkışına yine araba park etmişlerdi düşüncesizce! Bir hal olsa...

Hem buna öfkelendim hem de eve girer girmez o göçmüş denetim masasını görünce biraz bozuldum ama hemen toparlandım. Şöyle, adama gaz verecek cinsten bir müzik koydum: "Runtime for Java"; Special Offers'ın en sıkı parçasıdır. Bir yandan ıslıkla şarkıya eşlik ederken grafik-sayısal hesaplayıcımı çıkarıp temizledim. Sayısal renk ölçeri kurdum. Sonra oturdum. Etkinlik günlüğünü önüme çekip bir güzel döşendim. Bir-iki de ses betiği yazdım havam iyiyken.